Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Mehmet Pamuk
Köşe Yazarı
Mehmet Pamuk
 

MAFYA ADALETİN KALKANI OLAMAZ

HUKUKUN BİTTİĞİ YERDE KORKU BAŞLAR Bir toplumda insanlar hakkını mahkemede değil de güçlü tanıdıklar, tehdit, baskı, korku veya organize yapılar üzerinden aramaya başladığında yalnızca güvenlik sorunu ortaya çıkmaz. Daha büyük bir sorun ortaya çıkar: Hukuka olan güven zedelenir. Mafya tipi yapılanmaların en tehlikeli özelliği yalnızca suç işlemeleri değildir. Asıl tehlike, kendilerini toplumda alternatif bir güç ve hatta alternatif bir “adalet mekanizması” gibi göstermeye başlamalarıdır. Bir kişinin alacağını tahsil etmek için mahkemeye gitmek yerine birilerini devreye sokması... Bir anlaşmazlığı hukuk yoluyla çözmek yerine tehdit veya baskıya başvurması... Bir işletmenin veya kişinin üzerinde nüfuz kurarak “Benim arkamda güçlü insanlar var” mesajı vermesi... Bunların tamamı hukuk devletinin karşısına dikilen aynı anlayışın farklı yüzleridir. Çünkü mafyanın adalet anlayışı yoktur; güç anlayışı vardır. Güçlü olan haklı değildir. Ama mafya düzeninde güçlü olan kendisini haklı ilan eder. İşte toplum için asıl tehlike burada başlar. MAFYA NEDEN ADALETİ KENDİNE KALKAN YAPMAK İSTER? Organize suç yapıları için en değerli şey yalnızca para değildir. Korku, nüfuz ve dokunulmazlık algısıdır. Bir suç örgütü kendisini “devlet gibi” göstermeye başladığında sıradan vatandaş üzerinde çok daha büyük bir psikolojik etki oluşturur. “Bana bulaşma.” “Arkam güçlü.” “Benimle uğraşamazsın.” “İstediğimi yaptırırım.” Bu cümleler çoğaldıkça toplumun hukukla kurduğu bağ zayıflar. Vatandaşın zihninde şu düşünce oluşmaya başlarsa tehlike büyür: “Mahkemeye gitsem ne olacak? Güçlü olan zaten kazanıyor.” İşte devletin asıl mücadele etmesi gereken psikolojik eşik budur. Çünkü bir ülkede insanlar hukuka güvenmeyi bıraktığında, suç örgütlerinin gücü yalnızca sokakta değil, insanların zihninde de büyümeye başlar. EN BÜYÜK TEHLİKE: DEVLETİN GÜCÜ İLE SUÇUN GÜCÜNÜN KARIŞMASI Devletin gücü kanundan gelir. Mafyanın gücü ise korkudan. Devlet vatandaşına “Hakkını hukuk içinde ara” der. Mafya ise “Hakkını ben alırım” der. Bu iki anlayış birbirinin tamamen zıddıdır. Ancak burada çok hassas bir noktayı da görmemiz gerekir. Birkaç kişinin veya birkaç olayın varlığından hareketle bütün Emniyet teşkilatını suçlamak doğru değildir. Türkiye'nin güvenliğini sağlamak için gece gündüz çalışan binlerce polis vardır. Asıl mesele, kamu gücünü kullanan herhangi bir kişinin veya kurum içindeki herhangi bir unsurun organize suç yapılarıyla ilişki kurmasına izin verilmemesidir. Çünkü kamu görevlisi ile suç örgütü arasındaki sınır ortadan kalkarsa, vatandaşın karşısındaki güç dengesi tamamen bozulur. Devletin verdiği yetki, vatandaşın güvenliği için kullanılmalıdır. Bir suç örgütünün korunması, kollanması veya hukuki süreçlerden kaçırılması için değil. EMNİYETİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK SINAV Emniyet teşkilatının görevi yalnızca suç işleyen kişiyi yakalamak değildir. Aynı zamanda toplumda “Devlet herkese eşit davranıyor” duygusunu korumaktır. Eğer vatandaş bir kişinin siyasi, ekonomik, bürokratik veya suç dünyasındaki bağlantıları nedeniyle diğer vatandaşlardan farklı muamele gördüğüne inanırsa, hukuk devleti açısından ciddi bir güven sorunu oluşur. Bu nedenle organize suçla mücadelede yalnızca sokaktaki tetikçi veya suç örgütünün görünen yüzü hedef alınmamalıdır. Para trafiği araştırılmalıdır. İlişki ağları araştırılmalıdır. Kamu bağlantıları araştırılmalıdır. İhale ilişkileri araştırılmalıdır. Rüşvet iddiaları araştırılmalıdır. Tehdit ve şantaj mekanizmaları araştırılmalıdır. Ve gerekiyorsa suç örgütlerinin devlet içerisindeki bağlantıları da soruşturulmalıdır. Çünkü bir suç örgütünü güçlü yapan yalnızca silahı değildir; ona güç sağlayan bağlantılarıdır. ADALETİN EN BÜYÜK DÜŞMANI KORKUDUR Bir vatandaş hakkını aramaktan korkuyorsa... Bir esnaf tehdit edilme endişesiyle susuyorsa... Bir iş insanı karşısındaki kişinin bağlantılarından çekiniyorsa... Bir tanık bildiklerini söylemeye korkuyorsa... Bir mağdur “Başımı daha fazla derde sokmayayım” diyorsa... Orada yalnızca bireysel bir mağduriyet yoktur. Toplumun hukukla arasındaki bağ kopmaya başlamıştır. Devletin görevi tam da burada başlar. Vatandaşa şunu hissettirmek: “Korkma. Arkanda devlet var.” Ama bunun söylenmesi yetmez. Bunun yaşatılması gerekir. MAFYA İLE MÜCADELE SADECE OPERASYONLA KAZANILMAZ Organize suçla mücadele yalnızca baskın düzenlemekten ibaret değildir. Bir operasyon yapılır. Silahlar ele geçirilir. Şüpheliler gözaltına alınır. Dosya adliyeye gönderilir. Fakat suç örgütünün ekonomik gücü devam ediyorsa, bağlantıları devam ediyorsa ve aynı yapı kısa süre sonra başka isimlerle yeniden ortaya çıkıyorsa mücadele tamamlanmış sayılmaz. Asıl hedef: Suçun ekonomik altyapısını ve örgütsel kapasitesini ortadan kaldırmaktır. Bunun için emniyet, savcılık, yargı, mali suçlarla mücadele birimleri ve diğer ilgili kurumların koordineli çalışması gerekir. Çünkü modern organize suç yalnızca sokakta değildir. Bankacılık sisteminde olabilir. Şirketlerde olabilir. Gayrimenkulde olabilir. İhalelerde olabilir. Sahte şirketlerde olabilir. Dijital para hareketlerinde olabilir. Uluslararası para transferlerinde olabilir. Bu nedenle mücadele de modern olmak zorundadır. OLUMSUZ YANLAR • Suç örgütlerinin kendilerini “adalet dağıtan güç” gibi göstermesi hukuk devletini zayıflatır. • Korku kültürü vatandaşın hakkını arama cesaretini azaltır. • Kamu görevlileri ile suç dünyası arasında oluşabilecek herhangi bir ilişki iddiası bile devlet kurumlarına duyulan güveni sarsabilir. • Suç örgütlerinin ekonomik gücü yeterince takip edilmezse örgütler isim değiştirerek faaliyetlerini sürdürebilir. • Yargı süreçlerinin uzunluğu ve kamuoyunda oluşan “cezasızlık” algısı, suç örgütlerinin psikolojik üstünlük kurmasına yardımcı olabilir. • Suç örgütlerinin yalnızca görünen mensuplarına odaklanılması, onları besleyen ekonomik ve sosyal ağların gözden kaçmasına neden olabilir. OLUMLU YANLAR • Türkiye'nin güvenlik kurumlarının organize suçla mücadele konusunda önemli operasyon ve soruşturma kapasitesi bulunmaktadır. • Teknolojik takip ve mali analiz imkanlarının gelişmesi suç örgütlerinin ekonomik yapılarının ortaya çıkarılmasını kolaylaştırabilir. • Kamuoyunun organize suç ve yolsuzluk ilişkilerine karşı daha duyarlı hale gelmesi hesap verebilirlik açısından olumlu bir gelişmedir. • Kurumlar arası koordinasyon güçlendirildiğinde suç örgütlerinin yalnızca üyelerine değil, finansal ve lojistik yapılarına da müdahale edilebilir. SONUÇ Mafya devlete alternatif değildir. Mafya adalet değildir. Mafya düzen değildir. Mafya, hukukun olmadığı veya yeterince güçlü hissedilmediği alanlarda kendisine yaşam alanı bulmaya çalışan organize suç yapısıdır. Bu nedenle mücadele yalnızca mafyayla değil, mafyanın toplumda oluşturduğu “dokunulmazlık” algısıyla da yapılmalıdır. Bir vatandaşın hakkını almak için bir suç örgütüne ihtiyacı varsa, devlet kaybetmiştir. Bir vatandaş hakkını aramak için yalnızca mahkemeye güvenebiliyorsa, hukuk devleti güçlenmiştir. Aradaki fark budur. PSİKOLOJİK PERSPEKTİF Mafyanın en güçlü silahı bazen silahı değildir. Korkudur. İnsan korktuğunda hakkından vazgeçebilir. Şikâyet etmekten vazgeçebilir. Tanıklık etmekten vazgeçebilir. İşinden vazgeçebilir. Hatta zamanla adaletsizliği normal kabul etmeye başlayabilir. İşte toplum açısından en tehlikeli aşama budur. Çünkü suç normalleştiğinde suç örgütlerinin gücü büyür. Vatandaş hukuka güvenmeye devam ettiğinde ise suç örgütlerinin toplumsal etkisi azalır. Bu nedenle hukuk devletinin görevi yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, vatandaşın korkmadan yaşayabileceği bir güven ortamı oluşturmaktır. UYGULAMAYA DÖNÜK ÖNERİLER • Organize suç soruşturmalarında suç örgütlerinin kamu kurumlarıyla olası bağlantıları iddia veya delil temelinde ayrıca incelenmelidir. • Emniyet ve diğer kolluk birimlerinde iç denetim ve etik mekanizmaları güçlendirilmelidir. • Kamu görevlileri ile organize suç yapıları arasında usulsüz ilişki tespit edildiğinde, görev ve makam gözetilmeksizin etkili soruşturma yürütülmelidir. • Suç örgütlerinin yalnızca sokaktaki faaliyetleri değil, finansal kaynakları ve malvarlıkları da takip edilmelidir. • Tanık, mağdur ve ihbarcıların güvenliği etkin biçimde korunmalıdır. • Vatandaşın adalete erişimini kolaylaştıracak mekanizmalar güçlendirilmelidir. • Uzun süren yargı süreçlerinin oluşturduğu “nasıl olsa bir şey olmaz” algısı ortadan kaldırılmalıdır. • Emniyet ve yargı kurumlarının toplumla iletişiminde şeffaflık ve güven esas alınmalıdır. • Organize suçla mücadelede siyasi, ekonomik veya sosyal nüfuzun soruşturmaların önüne geçmesine izin verilmemelidir. OKUYUCUYA SORULAR Bir vatandaş hakkını mahkemede değil de güçlü bir kişinin aracılığıyla aramaya başlarsa, hukuk devleti bundan zarar görmez mi? Suç örgütlerinin en büyük gücü sizce silahları mı, paraları mı, yoksa oluşturdukları korku mu? Devlet kurumlarına duyulan güveni zedeleyen bir iddia ortaya çıktığında, bunun üzerine gidilmesi neden önemlidir? Organize suçla mücadelede yalnızca suç örgütünün görünen üyelerini yakalamak yeterli midir? Bir suç örgütünün arkasındaki ekonomik ve bürokratik bağlantılar ortaya çıkarılmadan gerçek mücadele yapılabilir mi? Vatandaşın “Bana bir şey olursa devlet beni korur” diyebilmesi sizce bir hukuk devletinin en önemli göstergelerinden biri değil midir? Emniyet teşkilatına duyulan güveni korumanın en etkili yolu sizce nedir? Bir ülkede insanlar adaleti güçlü kişilerde aramaya başladığında, devletin kaybettiği ilk şey nedir? Toplumun huzuru, korkuyla değil hukukla sağlanır. Devletin gücü, vatandaşını korkutmasından değil; vatandaşını korkudan korumasından gelir. Unutmayın; mafyanın en büyük başarısı insanlara kendisinden korkmayı öğretmek değil, insanların devlete güvenmekten vazgeçmesini sağlamaktır. Hukuk güçlü olduğu sürece mafyanın adaleti olmaz; yalnızca suçu ve korkusu olur.                
Ekleme Tarihi: 07 Eylül 2026 -Pazartesi

MAFYA ADALETİN KALKANI OLAMAZ

HUKUKUN BİTTİĞİ YERDE KORKU BAŞLAR

Bir toplumda insanlar hakkını mahkemede değil de güçlü tanıdıklar, tehdit, baskı, korku veya organize yapılar üzerinden aramaya başladığında yalnızca güvenlik sorunu ortaya çıkmaz.

Daha büyük bir sorun ortaya çıkar:

Hukuka olan güven zedelenir.

Mafya tipi yapılanmaların en tehlikeli özelliği yalnızca suç işlemeleri değildir. Asıl tehlike, kendilerini toplumda alternatif bir güç ve hatta alternatif bir “adalet mekanizması” gibi göstermeye başlamalarıdır.

Bir kişinin alacağını tahsil etmek için mahkemeye gitmek yerine birilerini devreye sokması...

Bir anlaşmazlığı hukuk yoluyla çözmek yerine tehdit veya baskıya başvurması...

Bir işletmenin veya kişinin üzerinde nüfuz kurarak “Benim arkamda güçlü insanlar var” mesajı vermesi...

Bunların tamamı hukuk devletinin karşısına dikilen aynı anlayışın farklı yüzleridir.

Çünkü mafyanın adalet anlayışı yoktur; güç anlayışı vardır.

Güçlü olan haklı değildir.

Ama mafya düzeninde güçlü olan kendisini haklı ilan eder.

İşte toplum için asıl tehlike burada başlar.

MAFYA NEDEN ADALETİ KENDİNE KALKAN YAPMAK İSTER?

Organize suç yapıları için en değerli şey yalnızca para değildir.

Korku, nüfuz ve dokunulmazlık algısıdır.

Bir suç örgütü kendisini “devlet gibi” göstermeye başladığında sıradan vatandaş üzerinde çok daha büyük bir psikolojik etki oluşturur.

“Bana bulaşma.”

“Arkam güçlü.”

“Benimle uğraşamazsın.”

“İstediğimi yaptırırım.”

Bu cümleler çoğaldıkça toplumun hukukla kurduğu bağ zayıflar.

Vatandaşın zihninde şu düşünce oluşmaya başlarsa tehlike büyür:

“Mahkemeye gitsem ne olacak? Güçlü olan zaten kazanıyor.”

İşte devletin asıl mücadele etmesi gereken psikolojik eşik budur.

Çünkü bir ülkede insanlar hukuka güvenmeyi bıraktığında, suç örgütlerinin gücü yalnızca sokakta değil, insanların zihninde de büyümeye başlar.

EN BÜYÜK TEHLİKE: DEVLETİN GÜCÜ İLE SUÇUN GÜCÜNÜN KARIŞMASI

Devletin gücü kanundan gelir.

Mafyanın gücü ise korkudan.

Devlet vatandaşına “Hakkını hukuk içinde ara” der.

Mafya ise “Hakkını ben alırım” der.

Bu iki anlayış birbirinin tamamen zıddıdır.

Ancak burada çok hassas bir noktayı da görmemiz gerekir.

Birkaç kişinin veya birkaç olayın varlığından hareketle bütün Emniyet teşkilatını suçlamak doğru değildir.

Türkiye'nin güvenliğini sağlamak için gece gündüz çalışan binlerce polis vardır.

Asıl mesele, kamu gücünü kullanan herhangi bir kişinin veya kurum içindeki herhangi bir unsurun organize suç yapılarıyla ilişki kurmasına izin verilmemesidir.

Çünkü kamu görevlisi ile suç örgütü arasındaki sınır ortadan kalkarsa, vatandaşın karşısındaki güç dengesi tamamen bozulur.

Devletin verdiği yetki, vatandaşın güvenliği için kullanılmalıdır.

Bir suç örgütünün korunması, kollanması veya hukuki süreçlerden kaçırılması için değil.

EMNİYETİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK SINAV

Emniyet teşkilatının görevi yalnızca suç işleyen kişiyi yakalamak değildir.

Aynı zamanda toplumda “Devlet herkese eşit davranıyor” duygusunu korumaktır.

Eğer vatandaş bir kişinin siyasi, ekonomik, bürokratik veya suç dünyasındaki bağlantıları nedeniyle diğer vatandaşlardan farklı muamele gördüğüne inanırsa, hukuk devleti açısından ciddi bir güven sorunu oluşur.

Bu nedenle organize suçla mücadelede yalnızca sokaktaki tetikçi veya suç örgütünün görünen yüzü hedef alınmamalıdır.

Para trafiği araştırılmalıdır.

İlişki ağları araştırılmalıdır.

Kamu bağlantıları araştırılmalıdır.

İhale ilişkileri araştırılmalıdır.

Rüşvet iddiaları araştırılmalıdır.

Tehdit ve şantaj mekanizmaları araştırılmalıdır.

Ve gerekiyorsa suç örgütlerinin devlet içerisindeki bağlantıları da soruşturulmalıdır.

Çünkü bir suç örgütünü güçlü yapan yalnızca silahı değildir; ona güç sağlayan bağlantılarıdır.

ADALETİN EN BÜYÜK DÜŞMANI KORKUDUR

Bir vatandaş hakkını aramaktan korkuyorsa...

Bir esnaf tehdit edilme endişesiyle susuyorsa...

Bir iş insanı karşısındaki kişinin bağlantılarından çekiniyorsa...

Bir tanık bildiklerini söylemeye korkuyorsa...

Bir mağdur “Başımı daha fazla derde sokmayayım” diyorsa...

Orada yalnızca bireysel bir mağduriyet yoktur.

Toplumun hukukla arasındaki bağ kopmaya başlamıştır.

Devletin görevi tam da burada başlar.

Vatandaşa şunu hissettirmek:

“Korkma. Arkanda devlet var.”

Ama bunun söylenmesi yetmez.

Bunun yaşatılması gerekir.

MAFYA İLE MÜCADELE SADECE OPERASYONLA KAZANILMAZ

Organize suçla mücadele yalnızca baskın düzenlemekten ibaret değildir.

Bir operasyon yapılır.

Silahlar ele geçirilir.

Şüpheliler gözaltına alınır.

Dosya adliyeye gönderilir.

Fakat suç örgütünün ekonomik gücü devam ediyorsa, bağlantıları devam ediyorsa ve aynı yapı kısa süre sonra başka isimlerle yeniden ortaya çıkıyorsa mücadele tamamlanmış sayılmaz.

Asıl hedef:

Suçun ekonomik altyapısını ve örgütsel kapasitesini ortadan kaldırmaktır.

Bunun için emniyet, savcılık, yargı, mali suçlarla mücadele birimleri ve diğer ilgili kurumların koordineli çalışması gerekir.

Çünkü modern organize suç yalnızca sokakta değildir.

Bankacılık sisteminde olabilir.

Şirketlerde olabilir.

Gayrimenkulde olabilir.

İhalelerde olabilir.

Sahte şirketlerde olabilir.

Dijital para hareketlerinde olabilir.

Uluslararası para transferlerinde olabilir.

Bu nedenle mücadele de modern olmak zorundadır.

OLUMSUZ YANLAR

• Suç örgütlerinin kendilerini “adalet dağıtan güç” gibi göstermesi hukuk devletini zayıflatır.

• Korku kültürü vatandaşın hakkını arama cesaretini azaltır.

• Kamu görevlileri ile suç dünyası arasında oluşabilecek herhangi bir ilişki iddiası bile devlet kurumlarına duyulan güveni sarsabilir.

• Suç örgütlerinin ekonomik gücü yeterince takip edilmezse örgütler isim değiştirerek faaliyetlerini sürdürebilir.

• Yargı süreçlerinin uzunluğu ve kamuoyunda oluşan “cezasızlık” algısı, suç örgütlerinin psikolojik üstünlük kurmasına yardımcı olabilir.

• Suç örgütlerinin yalnızca görünen mensuplarına odaklanılması, onları besleyen ekonomik ve sosyal ağların gözden kaçmasına neden olabilir.

OLUMLU YANLAR

• Türkiye'nin güvenlik kurumlarının organize suçla mücadele konusunda önemli operasyon ve soruşturma kapasitesi bulunmaktadır.

• Teknolojik takip ve mali analiz imkanlarının gelişmesi suç örgütlerinin ekonomik yapılarının ortaya çıkarılmasını kolaylaştırabilir.

• Kamuoyunun organize suç ve yolsuzluk ilişkilerine karşı daha duyarlı hale gelmesi hesap verebilirlik açısından olumlu bir gelişmedir.

• Kurumlar arası koordinasyon güçlendirildiğinde suç örgütlerinin yalnızca üyelerine değil, finansal ve lojistik yapılarına da müdahale edilebilir.

SONUÇ

Mafya devlete alternatif değildir.

Mafya adalet değildir.

Mafya düzen değildir.

Mafya, hukukun olmadığı veya yeterince güçlü hissedilmediği alanlarda kendisine yaşam alanı bulmaya çalışan organize suç yapısıdır.

Bu nedenle mücadele yalnızca mafyayla değil, mafyanın toplumda oluşturduğu “dokunulmazlık” algısıyla da yapılmalıdır.

Bir vatandaşın hakkını almak için bir suç örgütüne ihtiyacı varsa, devlet kaybetmiştir.

Bir vatandaş hakkını aramak için yalnızca mahkemeye güvenebiliyorsa, hukuk devleti güçlenmiştir.

Aradaki fark budur.

PSİKOLOJİK PERSPEKTİF

Mafyanın en güçlü silahı bazen silahı değildir.

Korkudur.

İnsan korktuğunda hakkından vazgeçebilir.

Şikâyet etmekten vazgeçebilir.

Tanıklık etmekten vazgeçebilir.

İşinden vazgeçebilir.

Hatta zamanla adaletsizliği normal kabul etmeye başlayabilir.

İşte toplum açısından en tehlikeli aşama budur.

Çünkü suç normalleştiğinde suç örgütlerinin gücü büyür.

Vatandaş hukuka güvenmeye devam ettiğinde ise suç örgütlerinin toplumsal etkisi azalır.

Bu nedenle hukuk devletinin görevi yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, vatandaşın korkmadan yaşayabileceği bir güven ortamı oluşturmaktır.

UYGULAMAYA DÖNÜK ÖNERİLER

• Organize suç soruşturmalarında suç örgütlerinin kamu kurumlarıyla olası bağlantıları iddia veya delil temelinde ayrıca incelenmelidir.

• Emniyet ve diğer kolluk birimlerinde iç denetim ve etik mekanizmaları güçlendirilmelidir.

• Kamu görevlileri ile organize suç yapıları arasında usulsüz ilişki tespit edildiğinde, görev ve makam gözetilmeksizin etkili soruşturma yürütülmelidir.

• Suç örgütlerinin yalnızca sokaktaki faaliyetleri değil, finansal kaynakları ve malvarlıkları da takip edilmelidir.

• Tanık, mağdur ve ihbarcıların güvenliği etkin biçimde korunmalıdır.

• Vatandaşın adalete erişimini kolaylaştıracak mekanizmalar güçlendirilmelidir.

• Uzun süren yargı süreçlerinin oluşturduğu “nasıl olsa bir şey olmaz” algısı ortadan kaldırılmalıdır.

• Emniyet ve yargı kurumlarının toplumla iletişiminde şeffaflık ve güven esas alınmalıdır.

• Organize suçla mücadelede siyasi, ekonomik veya sosyal nüfuzun soruşturmaların önüne geçmesine izin verilmemelidir.

OKUYUCUYA SORULAR

  1. Bir vatandaş hakkını mahkemede değil de güçlü bir kişinin aracılığıyla aramaya başlarsa, hukuk devleti bundan zarar görmez mi?
  2. Suç örgütlerinin en büyük gücü sizce silahları mı, paraları mı, yoksa oluşturdukları korku mu?
  3. Devlet kurumlarına duyulan güveni zedeleyen bir iddia ortaya çıktığında, bunun üzerine gidilmesi neden önemlidir?
  4. Organize suçla mücadelede yalnızca suç örgütünün görünen üyelerini yakalamak yeterli midir?
  5. Bir suç örgütünün arkasındaki ekonomik ve bürokratik bağlantılar ortaya çıkarılmadan gerçek mücadele yapılabilir mi?
  6. Vatandaşın “Bana bir şey olursa devlet beni korur” diyebilmesi sizce bir hukuk devletinin en önemli göstergelerinden biri değil midir?
  7. Emniyet teşkilatına duyulan güveni korumanın en etkili yolu sizce nedir?
  8. Bir ülkede insanlar adaleti güçlü kişilerde aramaya başladığında, devletin kaybettiği ilk şey nedir?

Toplumun huzuru, korkuyla değil hukukla sağlanır.

Devletin gücü, vatandaşını korkutmasından değil; vatandaşını korkudan korumasından gelir.

Unutmayın; mafyanın en büyük başarısı insanlara kendisinden korkmayı öğretmek değil, insanların devlete güvenmekten vazgeçmesini sağlamaktır. Hukuk güçlü olduğu sürece mafyanın adaleti olmaz; yalnızca suçu ve korkusu olur.

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve gaziantepgapgazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.